lama nerde? şimdilik orda…

RESİMLER

Resimleri ctrl + enter veya shift + enter a aynı anda basarak, ayrı sayfada açabilirsiniz. İleri-geri  düğmesi koymayı bilemedim de :)

Kasım 22nd, 2008 at 23:44 | Comments & Trackbacks (0) | Permalink


YOLCULUĞU BURADAN TAKİP EDİNİZ

SON GELİŞMELER

Motora eklediğim 10 litrelik ekstra bidonu çıkarttım. Zira 17 litrelik orijinal benzin deposu yerine, Acerbis in ürettiği 27 litrelik büyük benzin deposu aldım. Turuncuya boyandı ve takıldı. Ekstra 120 km bir avantaj sağlayacak bana sanırım.

Sevgili dostum ve şampiyonlardan Alain Sarafyan ile off road eğitimi yaptık. Zayıf olduğum pek çok şeyi geliştirme fırsatım oldu. Teşekkürler dostum. Emeğine sağlık.

Pakistan vizesini sonunda aldım. Orada hafif yollu savaş olduğu ve insanlar öldüğü için turist istemiyorlar ve turistik vize de vermiyorlardı. Arkadaşım Vedat da bu yolu yapmak istiyordu ve Pakistan vize vermediği için O da gidemiyordu. Sağ olsun, Vedat’ın bir arkadaşı Pakistan’dan ikimiz için bir şirketten teklif mektubu buldu ve sonunda zar zor konsolosluktan iki adet vize alabildik. Ama vizeler tek giriş-çıkış için verildi. Yani dönerken vizemiz yok Pakistan’a girebilmek için ve ne yapacağımızı bilemiyoruz. Pakistan’dan geçemezsek İran’a yani Türkiye’ye de giremeyiz. Başka hiç bir yolu yok…İş ciddi şekilde macera olmaya başladı.
Vizeyi alınca Vedat ile oturup konuştuk. Aslında sadece Pakistanı beraber geçecektik güvenlik sebebi ile ve yolumuza solo devam edecektik.Ama yolun büyük bir kısmını beraber yapmaya karar verdik Güvenlik sebebi ile ikimizin bir arada olması daha iyi olacak diye düşündük.
Her ne kadar ikimiz de solo sürüşü seven kişiler olsak da iki motor çıkmayı, denemeye karar verdik. İyi anlaşacağa benziyoruz.

YOLA ÇIKTIK

1. gün. 16 Kasım.08 Pazar: İstanbul - Amasya - 672 km.
Artık her şey hazır ve yola çıkmak için sabırsızlanıyoruz. 16.Kasım.08 Pazar sabahı saat 09:00 da benim evin önünden bir gurup arkadaşımızın bizleri uğurlaması ile yola çıktık.
Sevgili dostum ve iyi öğrencim Şükrü de (Yamaha FJR1300) bizi, memleketi olan Amasya’ya kadar geçirmek üzere yanımızda yer aldı. Vedat ise (BMW R1200GS ADV.) ne kadar dakik olduğunu göstererek saat tam 09:00 da bize katıldı. İlk molamızı Ankara otobanı üzerindeki Mehmetçik Vakfı OPET tesislerinde verdik. İlk problemim de orada yaşadım. Yeni taktığım 27 litrelik benzin depomun kapağı açılmak istemedi. Çok rezil bir durum. Dakika bir gol bir. İttir kaktır zar zor Şükrü açtı sağ olsun. Kilit sisteminde bir sıkıntı vardı sanırım ve artık depoyu kilitlememeye karar verdim (yemin ettim de diyebiliriz.) Zaten benzinin çok çok ucuz olduğu yerlere gidiyoruz, kim çalsın ki benzinimi, değlmi?
Benzinci de sevgili ağabeylerim Mustafa Çelenk ile Sedat Akbasan’ı ve birkaç arkadaşını gördük. Onlar da Pazar gezmesine çıkmışlardı belikli. Bana nereye gittiğimi sordular. Ben de “Katmandu ağabeycim” dedim. Sedat abinin yüzünü görecektiniz. “Nasıl yani, şimdi mi, buradan mı, hemen mi, nasıl yani ?” gibi sorularla bana baka kaldı. Ben de onlara sordum ama nereye gittiklerini ve söylemek istemediler  Sonunda Mustafa ağabey Hindistan üzerine çok güzel tavsiyeler verdi ve iyi dileklerimizi sunduk birbirimize.
Günün sürprizi ise 3 dakika sonra aynı yerde Murat’ görmemiz oldu. Murat benden 1 ay kadar önce Katmandu’ya gidip gelen arkadaşım. Ve kendisini bir haftadır cepten arıyor ve soracaklarım olmasına rağmen ulaşamıyordum. Orada karşıma çıkınca çok sevindim. Cebini değiştirmiş meğerse. O’nun la da biraz lafladık. Soracaklarımızı sorduk, güzel ve önemli tüyolar aldık. Öpüştük koklaştık ve yola koyulduk.
İlk gecemizde 672 km ve 8 saat sonra Amasya’ya ulaştık.

Gurup oldukça uyumlu göründü bana. En yavaş benim motorum olduğu için, arkadaşlar ara sıra biraz hızlanıp sonra beni beklediler. Motorumdan çok memnunum ama bu bölümde ciddi bir denge problemi oluştu. Arkaya bağladığım çanta ve yan çanta ağırlıkları motoru çok dengesizleştirdi. Otelde tüm çantaları boşaltıp yeniden ağırlık dengelemesi yapınca ertesi güne sorun çözümlendi.

  

Amasya’da Harşena Otel de kaldık. (50 ytl.-0358.218.39.79) Şükrü akşam yemeği için bize Ali Kaya restoran da harika Tokat kebabı yedirdi. eşil ırmağın harika manzarası karşısında da çok etkilendik açıkçası.

2. gün. 17 Kasım.08 Pazartesi: Amasya - Erzurum - 576km.
Sabah oldukça soğuk ama tertemiz bir havada kalktık ve Şükrü kardeşim ile vedalaşarak yola koyulduk. Hava 2 derece gösteriyordu. Amacımız ikinci gün direk Erzurum’a varmak. Yaklaşık 576 km Güne kötü başladık aslında.Soğuk ile başlayıp, akabinde korkunç bir sise girdik.

  

Hava biraz daha soğudu, görüş kayboldu ve önlü arkalı çok dikkat ederek yaklaşık 60-70 dakika devam ettik. Nihayet sis biti ve biz de biraz gaz açma şansı bulduk. Dengesi yerine gelmiş ve yeni Tourance lastikler ile sevgili motorum “Liz” (kız kardeşimin ev hayvanının adı. Öldü şimdi ama çok severdim onu) virajlarda canavar gibi yata yata biraz a hoplaya hoplaya ilk radar cezamızı yiyeceğimiz Niksar’a kadar geldik.

Polis amcalar bizi kenara alıp, çok nazikçe ve sevecen şekilde - cidden- 237 ytl. Lik makbuzu elimize tutuşturuverdiler.
Niksar, Reşadiye arası yol inanılmaz güzel virajlara sahip. Muhteşem bir vadi içinde , çok kaliteli kaymak gibi asfaltta harika bir sürüş yaptık. Vaktimiz olsa, anı parkuru dönüp bir daha geçmek isterdim Çok feci tavsiye ederim gideceklere.

Zaten yol kalitemiz, biz doğuya gittikçe artıyor. Aralarda tabiî ki azcık bozuk bölümler var ama %90 çok güzel yollarımız var. İnanamadık ikimiz de. Çok da sevindik.
Öğlen yemeğimizi Erzincan da meydan lokantasında yedik. Bu arada şehri çok medeni ve temiz bulduk. Güzel kalkınmış. Rahmetli eski vali Recep Yazıcıoğlu belli ki şehir için çok uğraşmış. Pek sevdik valla…Hiç beklemiyordum. Bu arada motoruların başına ilk toplaşmalar başladı. İlerde daha da çok olacak sanırım.
Akşam hava tam kararmak üzere iken 576km. bitirip Erzurum’a vardı.

Yol üzerinde levhalarını gördüğümüz ve çok kolay ulaştığımız Esadaş otel de konakladık. Fena değildi. Rahattı ve yine 50 ytl. idi. (Cumhuriyet cd.0442.213.45.75) Kapalı garaj imkanı olduğu için, içimiz de rahat etti. Otelden hemen çıkıp biraz şehri gezdik. Akşam yemeği için daha vakit erken olduğu için, birer bira içmeye Polat otele gittik. Taksi ile tabiî ki. (Muhtşem bir karakter. Taksici Tuncel Kumcular. 0537.222.07.38 Mutlaka bu adam ile seyahat edin Erzurum’da. Çok bilgili, aşırı sakin, emekli, nazik bir bey. Pek mutlu olduk. Bizi bir telefon ile ucuza her yere götürdü.) Gider ayak yüzümüz biraz medeni yer görsün diye kendimizi şımartmaya verdik.
Polat otelde azcık kar vardı. Oynadık, resim çektik. Rahat ötesi lobi koltuklarında biralarımızı yudumlarken, Vedat ile viraj teknikleri üzerine biraz konuştuk. Daha güvenli ve keyifli nasıl viraj alabileceğine dair biraz teknik, biraz sistematik biraz da tüyo bilgi verdim. Gezimizin daha güvenli geçmesi için bence çok yararlı oldu ve ertesi gün konuşmalarımız Vedat üzerinde semeresini gösterdi. Artık virajlara daha doğru, keyifli ve önemlisi güvenli giriyor ve çıkıyor. Sevindim ben 

3. gün.18 Kasım.08 Salı : Erzurum - Doğubeyazıt - 296km.

Bu gün rotamızda bir değişiklik yaptık. Ağrı’da kalmak yerine, 120 km daha giderek sınıra daha yakın olsun diye Doğubeyazıt’a gitmeye karar verdik.
 

Yollar dünkünden de güzel. Geniş, nispeten boş. Güzel bir tempo ile Rahatlıkla 190 km. sonra Ağrı’ya vardık. Merkezde Sultan sofrasında güze kebaplarımızı yedikten sonra, vakit kaybetmeden yola koyulduk. Nispeten erkence bir saate de Doğubeyazıt’a vardık.

 

Daha otele girmeden ilk işimiz (Hava kararmadan) meşhur İshak Paşa Sarayını gezmek oldu. Biraz soruşturunca yolu kolaylıkla bulduk ve güzel bir tırmanıştan sonra saraya vardık. Restorasyon devam ediyor ama muhteşem bir yer. Çok tavsiye ederim. Tam tepede ve gün batımını oradan seyretmek inanın çok güzel oluyor. Tadına doyamadık.
Yol üzerinde yine levhasını gördüğümüz Golden Hill Hotel de konakladık. 3 yıldızlı çok temiz güzel bir otel. Bilin bakalım kaça kaldık. Yine 50 ytl .(Hemen girişte solda. 0472.312.87.17) Sanki Türkiye’nin doğusunda otel fiyatları fikslenmiş. Yemek ilgi güzeldi doğrusu.
Otelin hemen yanında Mediza hastanesi var kocaman. Ve tüm doktorlar bu otelde kalıyor.Güvenli garajı da vardı. Sorun olmadı.

4. gün 19 Kasım.08 Çarşamba: Doğubeyazıt-Gürbulak-Maku-Tabriz-328 km.
Artık Türkiye’deki son günümüz. Sabah erken kalkıp direk sınıra geldik. 45 km.Çok hızlı, bomboş ve temiz bir yoldan sınıra vardık. 08:30 hava 12 derece pırıl pırıl. İran’a hoşgeldik.

Sınırdaki herkes çok yardımcı ve güleryüzlü. İşlemlerimizi Zeki adındaki adama yaptırdık. Biraz ısrarcı olmasına ramen 20 ytl karşılığında bürokratik işlerle uğraşmadan sınırın İran tarafına geçiverdik. Vedat 100$ ben 50$ bozdurduk. 1$:9000 Tumen. Bir tomar para verdi Zeki bize.
İlk kasaba olan Maku (24km)den benzin aldık. 24 litre benzine 9500 tumen verdim. Yani yaklaşık 1$.!!  Süpür bir yere geldik yahu ..Tr. de aynı benzin yaklaşık 70 ytl.yani 46$.
Kocaman ve oldukça modern yollarda toplamda 328 km sonra Tebriz’ vardık. Araya araya zar zor, bir motorlu çocuğun bizi götürmesi ile Azerbaycan oteli bulduk. Başka birkaç otele daha baktık ama beğenmedik. 30$ lık fiyatı yüksek olsa da başka pek şansımız olmayarak bu otelde kaldık.

Detaylarını vermiyorum zira tavsiye etmiyorum. Halk inanılmaz sıcak. Herkes istisnasız Türkçe konuşuyor. Azeri Türkçesi ama rahat anlıyorsunuz. Hemen her durduğumuz yerde yanımıza birileri gelip “selam kardaş, nasıl yardımcı olabilirim?” diye soruyor. Hatta durmanıza gerek yok, biz motorla giderken araba ile yanımıza gelip camdan yarı beline kadar çıkıp, yardım isteyip istemediğimizi, nerde kalmak istediğimizi, nereli olduğumuzu soruyorlar. Türkiye diyince de daha büyük bir sevgi ile üzerimize kırıyorlar. Bize kaza yaptıracaklar diye çok korktuk valla.
Kadınlar çok güzel. Aslında alımlı diyelim. Muhteşem bir kaş göz kombinasyonları var. Tabi ki resimlerini çekmek yasak. Başlarını yarım yamalak bir siyah tülbent ile örtüyorlar. Tamamen kapalı olanlar da var tabiî ki. Gençler çok ilgili, dik dik bizi süzüyor ve anlamaya çalışıyorlar. Belli ki ilginç geldik onlara. Biz o kadar dikkatli bakamıyoruz aslında. Ne olur ne olmaz. Üniformalı herkesin ve sarıklı Molla’ların resimlerini çekmek de yasak. Cezası var.Dikkatli olmamız gerekecek. Vedat ile ikimiz de ellerimizde makine, devamlı resim çekiyoruz. Neyi çektiğimize dikkat ederek tabiî ki…
Tebriz’de otelimizin hemen yanındaki sinemaya İran filmi seyretmeye girdik. Işıklar hafif loş, kızlı erkekli gençler yan yana (ama ışıklar yanıyor,ona göre!), bizim eski sinemaları hatırlatan bir hava ve koku var. Sevdik aslında sinema salonunu. Ama aynı şeyi film için söyleyemeyeceğiz. Yarısı olmadan çıktık. Film İran genel lisanı olan Farsi ce. Yani az Azerice var ve biz hemen hiçbir şey anlamadık. 4.sınıf Meksika pembe dizilerini andırdı bana.
Sinemadan çıkınca lokanta aramak için yola koyulduk. Oldukça yürümemize ramen hamburger ve pizza yapan minik dükkanlar haricinde lokantaya rastlayamadık. Mecburen birer pizza yiyip, aşırı sıcak otelimize çekildik ve yattık.

5. gün.20 Kasım.08 Perşembe : Tabriz -Karaj - Tehran - 707km.

Asıl plan Tabriz - Karaj idi Yani trafik durumu hakkında korkunç şeyler duyduğumuz Tahran’a girmeyip, 25km öncesindeki Karaj kasabasında kalmaktı amacımız.
Sabah harika!! bir yağmur ile güne başladık. Motorları yükledik ve kontaklarımızı çevirdik. İlk 50. km de otoban gişelerine gelirken yavaşladığım sırada, sol bariyerlerin altından, yolun sağ tarafına geçmek üzere 6 tane çoban köpeği fırladı. Vites düş, yıllardır öğrencilerime öğretmeye çalıştığım şekilde acil durum freni yap, bir yandan manevra yaparak sağa kaymaya çalış, yağmur deli gibi yağıyor, motorum Liz zaten 400 kg., derken, en öndeki kocamak ve çok güzel gözleri olan köpeğe, yaklaşık 120 km ile sol önden çarptım. Köpecik yere düştü Ne oldu bilemiyorum. Motor sallandı, sallandı yalpaladı, zor da olsa kontrol altına aldım ve hafifi titreyerek, gişeleri geçip, beni bekleyen Vedat’ın yanına geldim. Çok korktum. 800.000km. lik motor hayatım boyuca, başıma gelmesini en istemediğim hadise, İran’da, saçma bir yolda, saçma bir havada, en olmaması gerek motorla başıma geldi. Allah’a şükür vites çubuğunun yamulması ile atlattım. Bir şişe su içip kendime geldikten sonra yola koyulduk.
Vedat genelde önden gidiyor. Sıkılınca hızlanıyor sonra beni bekliyor. Düzenimiz bu şekilde.
Arada şirin bir kasaba olan Zanjan’a geldik. Fark ettik ki, yanımızda Tumen kalmamış ve kimse Dolar almıyor. Perşembe olduğu için, yani ertesi gün tatil olan Cuma olduğundan dolayı da para bozduracak tüm yerler kapalı. Benzin alamıyoruz, yemek yiyemiyoruz, çok ıslandık, sucuk gibi olduk, ( salak gibi yağmurluk giymezsen ıslanıyorsun da ) üşüdük ve paramız yok. Ağlanacak halimize gülmesini
bilerek dirilerinden yardım istedik. Aslında istemedik, onlar zaten geliyorlar “nasıl yardımcı olabilirim” diyerek. Şaka gibi ama gerçek.
Bir adam geldi, kendisine durumumuzu anlattık. Beni arabasına atarak, kuyumcular çarşısına götürdü. Vedat ise motorları beklerken, gelen geçen ile resim çektirirken, ıslak ve üşümüş vaziyette beni bekliyordu. Kuyumcular çarşısında 1$ = 10.200 Tumen gibi süper bir fiyata bozdurarak, bolca Tumen ile Vedat’ın yanına geldik. Beni arabası ile işini gücünü bırakp para bozdurmaya götüren sevgili Murshad a çok teşekkür ettik. Hemen oradaki bir kebapçı da da karnımızı doyurduk.

Bu sefer yağmurluklarımızı giyerek, Karaj’a (Tehran’a) doğru yola koyulduk.
5 derece sıcaklık ve yağmur altında Karaj denen korkunç yere geldik. İçinde 1 saate yakın kaybolup bir şey bulamayıp hafif delirdikten sonra Tahran’ı zorlamaya, madem cefa çektik tam olsun diyerek, Tahran’da otel aramaya karar verdik. Bu arada hava karardı ve otoban denen yer, İran’ın en büyük üstü açık otoparkı halini aldı. Çok fazla araba var, herkes beynini aldırmış ve “kimin kime gücü yeterse” sistemi ile kullanılan arabaların arasından Tehran’a vardık. Vardık ama şehir o kadar büyük ve trafik o kadar kalabalık ve biz şehri o kadar bilmiyoruz ki, delirmenin eşiğine ramak kala bin bir tarif alarak ve çokça kaybolarak, Hotel Meshed’i bulduk Yine motorlu bir çocuk bizi götürdü. Yoksa mümkün olamazdı bulmak.
Bu arda sadece Tahren içinde 2,5 saat harcadık. 700 km yolun üzerine tamamen yağmurda çok güzel geldi!!
Toplamda 707 km. 11 saat ve akşam karanlığında saat 22:30 da otele vardık.

 6. gün.21 Kasım.08 Cuma : Tehran - Qom - Esfahan - 475 km.

Tahran çok büyük. Adı Farsçada “Sıcak Yer ” anlamına gelir ve bu mevsim de bile gerçekten sıcak. Çok da karışık. Aslında oldukça modern bir şehir. Zengin kesim İstanbul’u aratmayacak durumda. Arabalar, insanlar, binalar çok modern.
Kendine göre bir düzeni var ama anlamak yıllar sürer sanırım. Tahran’a girmemeyi öneren sevgili Nasuh Mahruki, Murat , Savaş ve Koray a bir kez daha hak verdik.Gezilecek çok yeri bizce yok. Normal modern sıkıcı görünümlü, otantik olmayan beton bir şehir.

 

Cuma sabahı kaldığımız otel civarını yürüyerek gezdik. Turistik tarihi yerleri gördük. Her gidenin mutlaka önerdiği gibi kavun suyu içtik. İran sokaklarında çokça görebileceğiniz meyve sucuları var.

Ananas, Hindistan cevizi, kavun, muz, kivi, kavun, portakal vs. suyunu taze olarak sıkıp karıştırıp satıyorlar. Çok da lezzetli ve ucuz. Biz de tavsiye ederiz. Atlamayın.

Otele dönüp motorumuzu yüklerken, bir minik motorlu adam geldi ve sanırım 25 dakika şekilde görüldüğü üzere bizi seyretti. milim kıpırdamadı.Hiç bir şey de söylemedi… Öylesine durdu adam ya. Çok ilgiç.Biz ona ilginç geldik belliki ama o daha ilginçti.
Ufak gezimizden sonra, meşhur olduğu söylenen Mollalar şehri Qom (Kum)’a yola çıktık. Girişimizin aksine, Tahrandan çıkışımız, önceden yaptığımız çalışmalar sonunda! Çok kolay oldu. Yaklaşık 15 dakika da kendimizi Qom-Esfahan otobanında bulduk.
Tahran ile Qom arasındaki otoban biraz kalabalık. Arabalar 3 şeritli yolun orta şeridinde son derece düzgün şekilde seyir ediyorlar. Şehir kullanımlarının tam tersine oldukça kurallara oldukça uyar bir halleri var. Ama yine de dikkatli olmakta fayda var. Özellikle kavşaklarda, kim nereye, neden, ne zaman dönecek hiçbir şekilde anlama şansınız yok. Otobanda 120 km.yi geçmek kesinlikle yasak. Bu yüzden hemen herkes orta şeritten ve net şekilde 120 km ile gidiyor. Biz de soldan 140 km. ile devam ettik. Benim motorun son hızı bu zaten. O kadar yük ile iyi bile. Hava kararınca insanlar 140-150 km. ye kadar çıkıyor. Çünkü gündüz çok radar var.

Tehran Qom arasında, sağımız solumuz uçsuz bucaksız toprak çölü ve kum. Hava 12 dereceler civarında ve parçalı bulutlu idi. Tam her şey ne kadar yolunda, hiç sıkıntımız yok diye düşünürken, sağ taraftan, bir anda bir fırtına ve yağmur başladı. Motorlar 45 derece kadar sağa yatarak kumlu yağmurda yere tutunmaya çalışıyordu. Ön lastik kaymasın diye çok debelendim. Yerler hem ıslak, hem kumlu. Ağırlık biraz işe yaramış göründü. Motor asfalta istediğim gibi tutundu. Yaklaşık 15 dakika devam eden ani fırtınamız, geldiği gibi aniden gitti. İlk benzincide hemen durduk. Bir 15 dakika daha devam etse motoru tutmak mümkün olmayacaktı sanırım. Kollarımız bacaklarımız bitecekti. Benzincide birkaç şey atıştırıp kendimize geldikten sonra, adının sebebini anladığımız Qom şehrine yola koyulduk. Çok geçmeden de vardık. Şehri biraz gezdik. Yemek yiyecek yer aradık bulamadık, insanlarla konuşmaya çabaladık ama çok uzak davrandılar, otel bakındık ama korktuk. Sonunda buradan gitmeye karar verdik ve rotamızı, İran’ın en güzel şehri sayılan Esfahan’ a çevirdik. İran da gördüğümüz en sevimsiz ikinci şehir oldu. (Birincisi Karaj idi.)

 

Esfahan’a kadar yol çok çok güzel ve temiz. Nispeten de boş. Ama tabi ki, Tahran’dan öğlene doğru çıkınca, gün-ki 16:30 gibi kararıyor- kararmadan Esfahan’a varmak mümkün olmadı. Yine son 150 km yi karanlıkta ve oldukça üşüyerek geçtik. Tahran’dan sabah çıktığımızda hava 22 dereceler civarında idi. Hava kararıp Esfahan’a yaklaşınca 5 derecelere düştü. Tahran’dan yazlıklar ile çıkmıştık. Eldiven, balaklava, içimize giydiklerimiz ince idi. Yolda üşümemize rağmen tembellik ederek kışlıkları giymedik. Giyemedik aslında. Bir an önce Esfahan’a, güzel şehre, sıcak otelimize ve banyoya kavuşma isteğimiz bizi yol almaya devam ettirdi.(Vedat ile ben oldukça üst seviye ve eğitimli sürücüleriz. Zor zamanlarda ne yapmamız gerektiğini ve nasıl motor kontrolü sağlamamız gerektiğini, güvenlik, teknik, konsantrasyon ve sistematik olarak çok iyi biliyoruz. Acemi arkadaşlarıma dikkat etmelerini , kararlarını içgüdüsel almamalarını öneririm.)
Esfahan şehir girişine 5 km. kala benim motor durdu. Benzin alalı 256 km. olmuştu. Rahatlıkla 310 gitmem gerekiyordu. (İstanbul’da aynı depo ile 420 gidebiliyorum. Burada benzin kalitesi düşük ve motor çok ağır olduğu için 300 civarı ancak gidiyorum) Ama 256 da rezerve geçti depo ve motor durdu. Musluğu rezerv konumuna almama rağmen, sol taraftaki benzin filitrem kupkuru idi. Biraz bekledim, motoru yana yatırdım ama nafile Bu arada hava kararmıştı ve ben hem aç, hem üşümüş hem de Vedat’sızdım. O’nun genelde önden gitmesini ve aralarda beni beklemesi şeklinde süreceğimizi konuşmuştuk. Muhtemelen şehir girişinde beni bekliyordu ama durumumdan haberi tabiî ki yoktu. Sms atarak durumu bildirdim ve beklemesini söyledim. Benzin filitresini söküp biraz benzim emdim. Tıkanıklığa sebep olan pis benzini boşaltıp filitreyi yerine taktım ve motor çalıştı ama tekleyerek. Şans eseri 5 km ilerdeki benzinciye kadar gidebildim. Yeni benzin aldım ve neden depomun erken boşaldığını anlamaya çalışarak, şehrin girişinde, kaldırımda oturup beni bekleyen zavallı Vedat ile buluştum.
Şehrin girişi bile çok güzeldi. Önceden konuştuğumuz otele gitmek üzere arayışlara başladık. Anlaşıldığı üzere, bu şehirde bir kocaman nehir vardı ve şehrin iki yakası vardı.

 

Müstakbel otelimiz de nehri geçen ünlü Si-O Se Pol köprüsünün (Farsçası : 33 sütunlu köprü) hemen yakınında idi. Arayarak bulduk ama oteli beğenmedik. Aramalarımız esnasında, insanlar motorun etrafına o kadar fazla üşüştüler ki, polis gelip kalabalığı dağıttı. Hemen yanındaki güzel bir otelde kalmaya karar verdik. Parsian International Hotels gurubunun, Suite Hotel’ inde konakladık. Geceliği 50$. Kapalı otoparkı vardı ve tercih ettik. Esas sebep ise şu; Benim motorda minik birkaç elektrik arızası vardı ve tamir edebileceğim en uygun yer otelin otoparkı idi. Tamir de ettim bu arda. Sis farlarım bir gece önce Tahran da saçmalamaya başlamıştı. Sonrasında tamamen gitti. Artık sis farlarım yok, 4lü flaşörüm de yok. Çünkü kablolar bir şekilde yüksek ısıdan dolayı erimiş. Ben de kestim ve temizledim. Sadece normal farlarıma güvenmek sorundayım artık.
Bu arada teklemelerin, ve öksürmelerin sebebi kalitesiz benzin. Nerde nasıl benzin bulacağımızı bilemiyoruz. 150 km. de bir -kabaca- benzin alıyoruz. Önceden gelen arkadaşlarım “her bulduğun yerden benzin al. İstasyon araları çok uzun olabiliyor” demişlerdi. Şimdi anladım ne demek istediklerini. İyi ki büyük depo takmışım motora.
Akşam hava karanlık biz de azıcık yorgun olmamıza rağmen şehrin birazını gezdik. Çok çok güzel bir şehir. Hakikaten denildiği kadar varmış. İran’da gördüğümüz en güzel yer. Akşam başka güzel, gündüz başka güzel.
Saat 22:30 olduğu ve yemek yiyecek yer olmadığı için, Vedat’ın odasında otelden ısmarladığımız kebaplarımızı yedik. Sonra da yataklarımıza çekildik. Ben kablosuz internetten faydalanarak, laptop um ile Motor Bike dergisine göndermem gereken aylık yazımı yazdım ve gönderdim, maillerimi kontrol ettim, gezi notlarımı, resimleri düzenledim, siteme yeni bilgiler yükledim ve saat gece 1 gibi de yatım.
Nazar değmesin ama, şaşırtıcı derecede dinç ve iyiyim. Vedat da iyi. Aman devam etsin.

7. gün.22 Kasım.08 Cumartesi : Esfahan - Dinlenme günü.

3.063 km önce evden yola çıktığımızdan beri, her gün yol yapıyor, akşam kalıyor sabah yine yol alıyoruz. Ortalama her gün 511 km. yapmışız demektir. Biraz dinlenmeye ve bu güzel şehri gezmeye zaman ayırmaya karar verdik.

 

 

İlk iş, meşhur köprülerini gezdik. Si- 0 se Pol Köprüsü en meşhuru ve şehrin simgesi. 300 metre uzunluğunda ve 14 metre genişliğinde olan bu köprü araç trafiğine kapalı. Köprünün altında bulunan çayhanelerde gerçek bir şark çayhane ortamının var Mimarisi çok güzel ve halen çok işlevsel. Halk yoğunlukla kullanıyor ve altında güzel çayhaneler var.
 

Olmazsa olmazlardan İmam Meydanı’nı da gezdik.(Meydan-ı İmam) Moskova’daki kızıl meydandan sonra dünyanın en büyük 2. Meydanı burası. 500 metre boyu, 160 metre genişliği olan devasa bir yer. İnsanın büyüklük kavramı şaşırıyor vallahi. İçerisi yemyeşil. Kenarı boydan boya devasa bir Pazar ile çevrili. Bizim Kapalı çarşı gibi ama bizimdi daha güzel. İçinde Kakh-ı Ali Gapu (Ali Kapı Sarayı) denen bir bölüm var. Tadilatta ama yine de çok etkileyici.

 
Sanırım sanat okulunda okuyan bir sürü kız, ellerinde resim tabloları, çimenlere oturmuş, etraftaki tarihi yerleri resmediyorlar.

  

 

Çoluk çocuk halk kah yürüyor, kah çimenlerde dinleniyor. Etrafımızda şirin atlı faytonlar, alanı turistlere gezdiriyor, boyunlarındaki güzel ses çıkartan çanları ile…İlginç bir şekilde, çok huzurlu ve sakin bir yer. Gürültü, kargaşa, karışan eden yok. Biz de çimlerde kısa bir yayılmacı mola verdik elbette.
Şehir gezimiz bitip, biz de bitince otelimize döndük. Oteldeki çok güzel çorbadana ikişer tabak içip yattık. Yatmadan, motorları yükledik, sabaha daha rahat ederiz diye. Malum kapalı garaj lüksümüzü sonuna kadar kullanmak lazım. İran’dan sonra kolay kolay böyle şeyler yapamayacağız. Medeniyetin son günleri…

8. gün.22 Kasım.08 Pazar - Esfahan - Persapolis - Şiraz - 478km.

Sabah kaliteli otelimizde kelek bir kahvaltı yaparak ve kapalı garajın kapısını açtırmak için 20 dakika adam arayarak sonunda yola çıktık. Otelde bir futbol takımı kalıyordu. Hem kokuları, hem gürültüleri hem de kahvaltı bölümünü aç çekirge sürüsü formunda talan etmeleri bizi çok mutlu etmedi ama olsun. Tatildeyiz, sorunları sıkıntıları İstanbul’da bıraktık. Dimi ama…?
Otoban olamamış ama yine de bölünmüş yol vasfını bütün gücü ile elinde bulunduran bir yolda, hemen hemen sorunsuz bir şekilde sürüşümüze başladık.
Benim motora sabah aldığımız benzin, iki gün öncekinden de beter çıkınca, sıkıntı oldu biraz. Gaz yemesi değişti, rampada kesildi, ve yine 281 km de rezerve düştü. 100 km de 8 litre yakmışım. Çok kötü. Melih usta ile konuştum ve sorunun kalitesi düşük benzin olabileceğini söyledi, ben de biraz olsun rahatladım.
Beni iki defa radar Polisi çevirdi. İkisinde de Vedat önden daha da hızlı gidiyordu ve bir şey olmadı ama arkadan tın tın yavaş gelen beni çevirdiler. Ceza ödemedim. Türk olmanın tüm avantajlarını kullandım ve Polislere minik Türkiye çıkartması ve bayrak vererek yırttım. “Yavaş get kurban” diye mini ihtar ile paçayı kurtardım yani.
Persapolis 415 km sonra karşımıza çıkıverdi. Tüm ihtişamı ile…

 
Büyük Pers imparatorluğu’nun merkezi, Akamenid’lerin tören merkezi olan Persepolis kenti (Yunancada Pers ülkesinin başşehri) Şiraz’ın 60 km. kadar dışında. İran’lılar bu tarihi yere Farsçada Taht-ı Cemşid (Cemşid’in tahtı) ismini vermişler.
Pers krallarının en büyüklerinden Birinci Darius ve ondan sonra gelen Artaxerkes, Xerkes, Kurus gibi hükümdarlar bu geleneği sürdürerek büyük eserler yaratmışlardır. Persepolis’teki bu dev şehir-saray, Akamenid imparatorlarının yazlık sarayı ve tören alanı olarak yapılmış. Girişte ve içindeki bir çok cam tablete yazılmış yazılardan öğrendim bunları. Önceden de azıcık çalışmıştım tabiî ki.
Persepolis’in Birinci Darius zamanında ve M.Ö. 521 yılında yapılmaya başlandığı ve 150 y